Osmanlı Devrinde Sivas
Timur'un tarihçisi Şerafettin Yazdî, Sivas surlarının çok sağlam olduğunu,
kuzey, güney, doğu ve batının hendeklerle kuşatılmış olduğunu, 7 kapısının
bulunduğunu kaydeder. Evliya Çelebi'nin tasviri de bu hükmü desteklemektedir.
A. Gabriel'de Timur'un Sivas surlarını tamamen yıkmadığını, kale bedenleri ile
kapıları tahrip ettiğini yazar.
Timur'un Anadolu'yu istilâsından sonra Kadı
Burhaneddin'in damadı olması muhtemel Mezit Bey Sivas'ı elinde bulunduruyordu.
Tarihte Fetret Devri diye anılan bu devirde
Osmanlı birliğini sağlayan Çelebi Mehmet Amasya'da oturmaktaydı. Sivas, Tokat,
Samsun, Çorum sancakları da Amasya'ya bağlıdır. (1413)
Mezit Bey topraklarını genişletmek için harekete
geçince Amasya'da bulunan Çelebi Mehmet, Beyazıt Paşa'yı onun üzerine
göndermiş ve Mezit Bey Sivas'ta yaptığı şiddetli bir savunma savaşından sonra
teslim alınarak Amasya'ya getirilmiş ve hayatı bağışlandıktan sonra uzun
yıllar devlet hizmetinde bulunmuştur.
Kadı Burhaneddin’in esir edilişi (E.
Yavi)
Hüseyin
Hüsamettin, Amasya tarihinde, Mezit Bey'in Sivas hakimiyetinin 1408 yılına
kadar sürdüğünü kaydetmektedir. Sivas'ın harap olan kalesi Çelebi Sultan
Mehmet tarafından 1418 yılında Ak Bey eli ile tamir ve ihya edilmiştir.

Mezit Bey’in Beyazıt Paşa
tarafından kuşatılması (E: Yavi)

Sivas Gravürü- 1881 (Mecmuai’l-Alem)

Sivas Vilayeti Haritası
1901 (Sivas Müzesi’nde)
Osmanlı-Akkoyunlu karşılaşması sırasında, başında Yusufça Mirza bulunan bir
ordu 1472 yılında Sivas ve Tokat'ı yağmalamış ertesi yıl Otlukbeli zaferinden
sonra Sivas, doğudan gelecek tehlikelerden kesin olarak kurtulmuştur. Çünkü
Fatih 1475 yılında Otlukbeli'nde Uzun Hasan'ı yendikten sonra Akkoyunlar
Devletini toplamaya çalışan eşi Begum Sultan'ın çalışmalarını engellemek için
Uzun Hasan'ın küçük oğlu Uğurlu Mehmet'e kızı (Gevher Han Sultan'ı vermiş ve
onu doğu bölgesindeki tehlikeyi karşılamak üzere Beylerbeyi yapıp Sivas'a
göndermiştir. Ancak kısa bir süre sonra Uğurlu Mehmet'in öldürülmesi ile kızı
Gevher Han Sultan ve torununu Sivas'tan İstanbul'a aldırmıştır.
Fatih, Uzun Hasan'ın üzerine giderken Sivas'tan geçmiştir. II. Beyazıt ile Cem
Sultan arasındaki anlaşmazlıkta, Cem Sultan taraftarı Trabzonlu Mehmet Bey ile
Sivas Beylerbeyi Süleyman Paşa'nın yaptıkları savaşı, Süleyman Paşa
kazanmıştır. Cem Sultan bir ara Sivas üzerine yürümek istemişse de Fatih'in
Ankara civarında olduğunu öğrenince geri dönmüştür.
1509
yılında Sivas, Amasya, Tokat, Çorum yöresi şiddetli bir zelzele geçirmiş, halk
45 gün dışarıda kalmıştır.
Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail üzerine giderken ordunun bir kısmını Sivas ile
Kayseri arasında bırakarak Suşehri üzerinden Safevi topraklarına girmiştir.
1527
yılında Baba Zülnun ile Sülün oğlu taraftarları ayaklanarak Karaman ve Sivas
Beylerbeyliği ordularını bozguna uğratmışlardır. Uzun uğraşmalardan sonra
Diyarbakır ve Adana Beylerbeyi taraftarları ile birlikte bu isyan
bastırılmıştır.
Daha
sonra II. Beyazıt devrinin sonunda, şehzadeler isyanı sırasında vaziyetin
kararsızlığından istifade ederek Anadolu'da geniş sahalara yayılan Şahkulu
hareketini bastırmak üzere memur edilen Vezir-i âzam Hadım Ali Paşa Sivas
havalisinde Gökçay mevkiinde çarpışma sırasında ölmüştür. Şakîler de doğu
hudutlarına çekilerek Şah İsmail ile birleşmişlerdir.
Osmanlı hakimiyeti altında Sivas büyük bir eyalet merkezi olmuştur. XVI.
yüzyılda Eyalet-i Rûm (Anadolu Eyaleti) denilen Sivas eyaleti, Paşa Sancağı
olan Sivas'tan başka Amasya, Çorum, Yozgat, Divriği, Samsun ve Arapkir
Livalarını ihtiva etmek üzere Orta Fırat havalisinden, Orta Karadeniz bölümüne
kadar uzanıyordu.
XVII.
yüzyılda başa geçen padişahların çoğunun dirayetsiz olması nedeni ile
Anadolu'da isyanlar birbirini takip etmiştir. Sivas ve yöresi isyanların
merkezi durumuna gelmiştir. Kapıkulu ve Tımarlı askerlerin bozulması, rüşvet,
iltimas ve haksızlıklar ile uzun süren harpler sonucu bu isyanlar çıkmıştır.
Yukarıdaki sebeplerin yoğunlaştığı bir sırada Yozgatlı Celal adlı bir eşkiya,
etrafına topladığı binlerce adamı ile ilk isyanı çıkarmış, bundan sonraki
isyanların hepsine Celâli İsyanları denilmiştir. En önemlileri Karayazıcı
Delihasan, Canbolatoğlu, Kalenderoğlu, Abaza Mehmet Paşa ve Vardar Ali Paşa
isyanlarıdır.
İran
savaşları sırasında, 1635 yılında, Padişah IV. Murat bir ara Sivas'a
gelmiştir.
XVIII. yüzyılın ikinci yarısında Sivas, zaman zaman Çapanoğulları'nın tesiri
altında kalmış, Valiler ve Derebeylerinin devlete karşı başkaldırma
hareketlerinden çok zarar görmüştür. Bu zamanda Sivas'ın ekonomik önemi ile
beraber nüfusu da azalmıştır.
XIX.
yüzyılda Tanzimat ve Meşrutiyet devirlerini önceki dönemlere nispetle daha
sakin geçirmiş ve oldukça verimli çalışmalar yapılmıştır. Halil Rıfat Paşa'nın
yol davasındaki büyük çalışmaları "Gidemediğin Yer Senin Değildir" sözü ile
değer bulmuştur.
Reşit Akif Paşa devlet idaresine sağladığı hürmet ve güvenle, Muammer Bey'in
okul yaptırma açtırma yolundaki çabaları şükranla anılmaktadır
500
yıllık bir süreden sonra, Timur'un yıktığı ve harap ettiği Sivas'a belirli
bazı eserler yapılmış ve Sivas bu şekilde Cumhuriyet Hükümetine teslim
edilmiştir.