Sivaslı Halk Şairleri
Kul Mehmet
16.Yüzyılda yaşayan Kul Mehmet’ten ayrı; 17.yüzyılda yaşayan ve şiirlerinden
Sivaslı olduğu anlaşılan bu şairin adı da Kul Mehmet’tir. Şiirlerinde samimi ve
duygulu bir anlatım vardır.
Ağlatırsın canan beni
Çeşmim yaşı silinmez mi
Çıkup servi hıramanım
Karşımızda salınmaz mı
İleri git geri dönme
Düşüp aşk oduna yanma
Hemen senden kalur sanma
Gönül senden alınmaz mı
Yar ile sürdüm safalar
Böyle olur mu vefalar
Nedir bize bu cefalar
Yürü sensiz olunmaz mı
Mağrur olma cihan fani
Sensin Yusuf-i sani
Sağ ol canımın canı
Bana bir dost bulunmaz mı
Kaldı canım ah ile zarda
Dil oynar aşk var serde
Kul Mehmet sizin yerde
Aşık kadri bilinmez mi
Pir Sultan Abdal
Asıl adı Haydar’dır. 16.yy.da Yıldızeli ilçesinin Banaz köyünde doğduğu
tahmin edilmektedir. Hayatı ile ilgili ayrıntılı bilgi yoktur. Halk şiiri
geleneğinin en usta temsilcilerinden olup devrin yöneticilerini eleştiren
eserlerinin yanında; aşk, doğa gibi konularda da coşkulu eserleri vardır. Pir
Sultan Abdal’ın, çağdaşları ve daha sonra gelen halk şairleri üzerinde derin
etkisi bulunmaktadır.
Emir Osman Haşimi
16. Yüzyıl şairlerindendir. Bir kısım eserlerde Sivas’lı olduğu
belirtilmektedir. Hece ve aruz vezniyle yazılmış şiirleri vardır.
Ey Dost Bilmem Neyleyeyim
Halim Kime Söyleyeyim
Hayret Bahrine Dalmışım
Anı Nice Boylıyayım
Aşık Olan Kılur Efgan
Arif Olan Kalur Hayran
Bu Dertlü Gönlüme Derman
Nice Edüp Eyleyeyim
ister gönül bunda yarın
görüp vere cümle varın
görmeyince bunda yarın
derdim bana yoldaş eyle
aşkın cana kuldaş eyle
al se sana haldaş eyle
gece gündüz n’eyleyeyim
yarım anda n’eyleyeyim
HAŞİMİ’YA SIRR-I AŞKTAN
AÇAM DİYEN ÇIKAR BAŞTAN
MÜNKİRLERİN GÖNLÜ TAŞTAN
DAHİ KATI N’EYLEYEYİM
Feryadi (Dertli Derviş)
Zoğa’lı Köyü’nde doğan Feryadi, daha sonra gidip yerleştiği Kangal’ın
Soğukpınar Köyü’nde öldü. Adına Deli Derviş de derlerdi. Önceleri Kul Yusuf,
sonra da Feryadi adıyla nefesler söyledi. Ruhsati’nin ustası olduğu da
söylenmektedir.
Feryadi, diğer adıyla Deli Derviş halk arasında çok yüce, ermiş bir kimse olarak
nitelendirilmektedir.
Bugün gam yükünün tüccarı geldi
Çekemem bu derdi bölek seninle
Seni seven aşık sararıp soldu
Çekemem bu derdi bölek seninle
Bağımıza gazel düştü güz oldu
Geçti giden günler ömür az oldu
Feryadi’nin yareleri yüz oldu
Çekemem bu derdi bölek seninle
Minhacı
19.Yüzyılın sonlarında ve yirminci yüzyılın başlarında Sivas çevresinde
yaşamıştır. Saz şairi Ruhsati’nin oğludur. Şiirleri samimi ve duyguludur.
Vefasız dilberi gördüm pınarda
Şu kara bağrımı dağladı gitti
Bir dem şahin gibi yüzüme baktı
Yıktı kaşlarını ağladı gitti
Yaşını silip de demedi derdi
Fark etmedi zalim namerdi merdi
El sözüne kandı yolun dönderdi
Ak üstüne kara bağladı gitti
Bizi ayırana sanmayın kalır
Erilmez muradın atı gem alır
Gitti bu ülkeden yetişem sanır
Minhacı göz yaşın çağladı gitti
Aşık Veli
19.yy.da yaşamıştır. Doğum tarihi tespit edilememektedir. Şarkışla’nın İğdecik
köyündendir.
Dost dost diye hayaline geldiğim
Dost ise ayırmış özünü benden
Çatık kaşı benlerini sevdiğim
Dost ise çevirmiş yüzünü benden
Hani dost uğruna can baş verenler
Hasbetan söylesin gözle görenler
Şimdi bizden yüz çevirmiş yarenler
Evel hekitmezdi gözünü benden
Gözüm yaşı dönerm’ola sellere
Bu ayrılık hak düşürür dillere
Evvel aşna idim her bir hallere
Şimdi sakınıyor sözünü benden
Sadık gerek dost yoluna soyuna
Gönül kail Hak’tan gelen oyuna
Besbelli ki oynıyamam yayına
Anın’çün kaldırmış nazını benden
Her sabah naz ile gelip geçerken
Doldurup da al badeler içerken
Veli’m eydir ak göğsünü açarken
Şimdi mi saklamış yüzünü benden
SERDARİ
Serdari, 1834 yılında Şarkışla’da doğmuştur. Kolu dirseğinden itibaren kesik
olduğu için halk arasında Çolak Hacı diye anılır. Hayatı yokluk içinde
geçmiştir. Şiirlerinde bu yokluktan acı acı şikayetler eder. Çevresinde şihret
yapmış bir halk şairidir.
Nesini söyliyem canım efendim
Gayri düzen tutmaz telimiz bizim
Arzuhal eylesem deftere sığmaz
Omuzdan kesilmiş kolumuz bizim
Sefil ireçberin yüzü soğuktur
Yıl perhizi tutmuş içi koğuktur
İneği davarı iki tavuktur
Bundan gayri yoktur malımız bizim
Rençberin sanatı bir arpa tahıl
Havasın bulmasa bitmiyor pahıl
Tecelli olmasa neylesin akıl
Dördü bir okkalık dolumuz bizim
Evlat da babanın sözünü tutmuyor
Acım diye çift sürmeğe gitmiyor
Uşaklar çoğaldı ekmek yetmiyor
Başımıza bela dölümüz bizim
Sekiz ay kışımız dört ay yazımız
Açlığından telef oldu bazımız
Kasım demeden buz tutuyor özümüz
Mayısta çözülür gölümüz bizim
Serdari halimiz böyle n’olacak
Kısa çöp uzundan hakkın alacak
Mamurlar yıkılıp viran olacak
Akibet dağılır ilimiz bizim
RUHSATİ
1856-1899 yılları arasında yaşamıştır. Deliktaşlı Ruhsati diye de tanınır.
Deliktaş, şairin doğduğu ve yaşadığı köydür. Anadolu’nun birçok yerlerini
gezmiştir. Cehdi ve İcadi gibi mahlaslar almışsa da Ruhsati mahlasında karar
kılmıştır. Şiirlerinde tasavvufi ve tasavvufi ve didaktik özelliklere rastlanır.
Fakat aşk konusu üzerine yazdığı şiirleri önemlidir. Halk şairleri içinde şekil
güzelliğine önem veren şairlerdendir.
Gene bahar geldi bülbül sesinden
Sada verip seslendin mi yaylalar
Çevre yanın lale sünbül bürümüş
Gelin olup süslendin mi yaylalar
Yediveren bağlar nasıl düzenmiş
Sarı çiçek elvan elvan bezenmiş
Yoktan var eyliyen ne hoş özenmiş
Boynun eğip dostlandın mı yaylalar
Gözyaşlarım sel olmuş da çağlıyor
Kömür gözlüm karaları bağlıyor
Bülbül gelmiş gül dalında ağlıyor
Deli idin uslandın mı yaylalar
Kızıl güller boynun eğmiş bakıyor
Şeydalanmış kuşlar sevda okuyor
Yine bu hasretlik beni yakıyor
Derdim çekip puslandın mı yaylalar
Ben de senin gibi ersem murada
N’eyleyim ki elimde yok irade
Ruhsati’yim gam yüklerim kirada
Beni görüp yaslandın mı yaylalar
MESLEKİ
19.Yüzyılda (1858’de Kangal’da doğmuştur) Sivas’ta yetişen en önemli şairlerden
birisidir. Uzun yıllar Aşık Ruhsati’ye hizmet etmiştir. Ona Mesleki mahlasını da
Ruhsati vermiştir. Asıl adı Bekir’dir. Bir kısım eserlere göre 1858–1930 yılları
arasında yaşamıştır.
KÜLHAŞZADE RAHMİ
Ayrılık badesin tatlı mı sandın
Ne tez tebdil olmuş çimenin dağlar
Bu güzellik geçer sana da kalmaz
Daha neye bağlı gümanın dağlar
Nice güzellerden alırsın bacı
Al yeşil renklerden giyersin tacı
Yardan ayrılması zehirden acı
Bu yüzden gitmiyor dumanın dağlar
Çok içli bir şair olan Rahmi, Sivas şairlerinin son büyük değerlerinden
biridir. 1870 yılında Sivas’ta doğmuştur. Sağlığında Ruhsati kadar şöhret
kazanan bu şair, çok genç yaşta ve 1911 yılında ölmüştür.
Agahi
Asıl adı Veli olan Agahi, Şarkışla ilçesinin Kılıçcı köyünde 1875 yılında
doğmuştur. Bir müddet köy okuluna devam etmiştir. Şiir söylemeye başlayınca da
Agahi mahlasını almıştır. Çağının kudretli şairlerinden olan Agahi, Şarkışla
Askerlik Şubesi yazıcılığında iken 1916 yılında koleradan ölmüştür.
Aşık Veysel ŞATIROĞLU
Aşıklık geleneğinin unutulmaya yüz tuttuğu bir zamanda ortaya çıkan ve 20.yüzyıl
Türk Halk Şiirinin önde gelen siması olarak kendini kabul ettiren Aşık Veysel
Şatıroğlu, 1894 yılında Şarkışla’nın Sivrialan Köyünde doğmuştur. Yedi yaşına
kadar akranları gibi sağlam ve gürbüz olan Veysel, bu yaşta yakalandığı çiçek
hastalığı sonucu sol gözünü daha sonra da inek vurması sonucu sağ gözünü
kaybetmiştir.
Karanlık ve ızdırapla tanışan Veysel’i düştüğü boşluktan kurtarmaya çalışan baba
Karaca Ahmet, oğlunu 10 yaşında bağlama ile tanıştırmıştır. İlk dersini
köylüleri Molla Hüseyin, daha sonra Çamşıhlı Ali Ağa’dan alan Veysel, 1933
yılına kadar pir Sultan Abdal, Aşık Kerem, Karacaoğlan, Yunus Emre ve Emrah gibi
tanınmış ustaların eserlerini çalıp söylemiştir.
1919 yılında 25 yaşında ilk evliliğini yapan Veysel iki yıl aradan sonra kısa
aralıklarla anne ve babasını kaybetmesi, akabinde eşinin de kendisini
terketmesiyle zor günler yaşamış ve 1921 yılında ikinci eşi Gülizar hanımla
evlenmiş bu evliliğinden ikisi erkek 6 çocuğu olmuştur.
Şiirlerinde birlik ve beraberlik mesajları veren, bilim ve teknolojiyi önemseyip
benimseyen Veysel özünde ve sözünde samimidir.
1952 yılında İstanbul’da büyük bir jübilesi yapılan Aşık Veysel’e 1965
yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi, “Ana dilimize ve Milli Birliğimize yaptığı
hizmetlerden dolayı” özel bir kanunla vatana hizmet tertibinden aylık
bağlanmıştır. Yetmiş yıl karanlık bir dünyada yaşayan Aşık Veysel Şatıroğlu, 21
Mart 1973 tarihinde ölmüştür.
KARA TOPRAK
Dost dost diye nicesine sarıldım
Benim sadık yarim kara topraktır
Beyhude dolandım boşa yoruldum
Benim sadık yarim kara topraktır
Nice güzellere bağlandım kaldım
Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum
Her türlü isteğim topraktan aldım
Benim sadık yarim kara topraktır
Koyun verdi kuzu verdi süt verdi
Yemek verdi ekmek verdi et verdi
Kazma ile döğmeyince kıt verdi
Benim sadık yarim kara topraktır
Adem’den bu deme neslim getirdi
Bana türlü türlü meyva yetirdi
Hergün beni tepesinde götürdü
Karnın yardım kazmayınan belinen
Yüzün yırttım tırnağınan elinen
Yine beni karşıladı gülünen
Benim sadık yarim kara topraktır
İşkence yaptıkça bana gülerdi
Bunda yalan yoktur herkes de gördü
Bir çekirdek verdim dört bostan
verdi
Benim sadık yarim kara topraktır
Havaya bakarsam hava alırım
Toprağa bakarsam dua alırım
Topraktan ayrılsam nerde kalırım
Benim sadık yarim kara topraktır
Dileğin var ise iste Allah’tan
Almak için uzak gitme topraktan
Cömertlik toprağa verilmiş Hak’tan
Benim sadık yarim kara topraktır |