Aşık Oyunları
Daire
Sivas’ta daha çok daire oynanır. Vurmalı oyunların en güzelidir. En az 2 kişi
oynanan bu oyuna bazen 5-6 kişi katılır.
İki kişi ile oynanırsa genellikle dörder aşık katılır. Daha fazla oyuncu ile
oynanırsa ikişer aşık katarlar. Enekeli oyundur.
Aşıklar bir sıra halinde ve dairenin tam ortasına dizilirler. Dairenin iki adım
uzağına baştan çizgisi çizilir. Baştan çizgisi karşılıklı olarak iki tanedir.
Daire bu çizginin ortasında yer alır.
Daireye kale adını verirler. Oyuncular aşıkların dikili olduğu yerde
durarak enekelerini baştan çizgisine atarlar. Baştana en yakın olan başçıl olur;
diğerleri de bu yakınlığa göre sıraya girerler.
3. İlk atışı başçıl yapar. Baştan çizgisinde durarak yerdeki aşıkları vurup
daireden dışarı çıkarmaya çalışır. Aşıkları vurup çıkaramazsa oyun diğerine
geçer
4. Her oyuncu yere diktiği kadar aşık çıkarmak zorundadır. Daha az çıkarırsa bir
şey olmaz, çıkardığını alır. Fakat yere iki aşık dikmişse ve bir vuruşta üç aşık
çıkarmışsa ikisini alır birini sular.
5. Sulama işlemi şöyle olur: Rakip oyuncu sulanan aşığı iki ayağının arasına
alır. Kendi enekesini de yukardan aşağı bırakır. Aşığa değen eneke yere düşer.
Bu işlemi yapan rakip oyuncu kenara çekilir. Diğer oyuncu enekesinin daha önce
düştüğü yerde durarak sulanan aşığa vurmaya çalışır. Bu çok dikkat ister, çünkü
aşık ile rakip oyuncunun enekesi yan yanadır. Oyuncu sulanan aşığa vurursa oyun
bozulmaz.
Davarın Yüzü (Saya Gezme)
4 şubat günü kış yarısıdır. O gün koç katılalı tam yüz gün olmuştur. Bu
nedenle köylüler “Yüzü yetti, tüyü bitti” derler. Bu günü kutlamak için köyün
delikanlıları bir hafta önceden hazırlığa başlarlar. Kendi aralarında daha
önceki yıllarda olduğu gibi işbölümü yaparlar: Bir gelin, bir ihtiyar sakallı
kambur, iki arap, deve yapmak için biri uzun, ikincisi birinciye göre aynı boyda
ve birinciden kısa bir deveci. Bunların hepsi erkek ve özellikle delikanlılardan
oluşur.
Gelin: İhtiyar adamın karısıdır. Delikanlılar her girdiği evde gelini kaçırmak
isterler. İhtiyar da “Karımı kaçırıyorlar!” diye feryadı basar. Araplar
ellerindeki kamçı ve zincirlerle delikanlılara saldırırlar. Delikanlılar bu
arada hayli dayak yerler. Gelin, girdiği evlerde büyüklerin ellerine uzanır.
Öperken, önceden hazırladığı iğnesini yavaşça batırır. Canı yanan yerinden
sıçrar. Bu hal kahkahalarla gülüşmeye yol açar.
Deve: Dört basamaklı bir merdivenin birinci ve üçüncü aralıklarına aynı boyda
iki adam, ikinci aralığa da uzun bir adam yerleştirilir. İki baştaki devenin
arkasını ve başını, ortadaki de hörgücünü oluşturur. Üzerleri bir battaniye veya
kilimle kapatılır. Ayakları, tabii ki devenin ayaklarıdır. Uygun bir baş ve arka
yapılır. Kısacası tam bir deve modeli meydana getirilir. Başına püsküller,
çıngıraklar takılır. Deveci yularından tutup gerekli yöne çevirir. Çocuklar bunu
görünce kimisi korkarak, kimisi gülerek kaçışırlar. Hazırlıklar tamamen bitince
evden çıkılır. Önceden planlandığı üzere davul zurnanın eşliğinde ziyarete
başlanır. Ama bütün kapılar kapatılmıştır. Açtırmak için hayli zahmet çekilir.
Çeşitli konuşmalar, güldürücü hareketlerle girdikleri yerler neşelendirilir. Bu
eğlence geç vakitlere kadar devam eder. İçinde insan olup da uğranmadık ev
bırakılmaz. Ayrılırken yağ ve bulgur toplamak ihmal edilmez. Onlarla, ertesi
sabah, yani şubatın 5. günü kazan kazan pilav pişirilir. Bütün köylüler o
pilavdan yerler. Hatta hastalara da pay gönderilir.
Bu şenlikten sonra bazı yasaklamalar başlar: 22 Mart akşamına kadar kimseye yağ
tavası, yün tarağı, hamur mayası, tuz, ateş gibi bir çok maddeler verilmez. Yani
evden dışarıya çıkarılmaz. Çıkarılırsa, davarların döllerini atacağına inanılır.
|